Drucker ve Karizmatik Liderlik

Peter-Drucker[1]
Ünlü yönetim gurusu Peter Drucker, çoğu kişinin liderliğin temel bir niteliği olarak gördüğü karizmanın gerçekte liderlikle bir ilgisi olmadığını ileri sürmektedir. Liderlik dünyayla ilgilidir, gerçek üstü güçler ya da romantik ilişkiler değildir. Liderlik, özünde çok çalışmanın ve liyakatin olduğu, yorucu ve çoğu zaman da can sıkıcı bir uğraştır.

Etkin liderliğin temelinde karizmanın anlamlı bir yeri olmadığını savunan Drucker, Amerikan başkanları ve Avrupalı devlet adamları arasında çok etkin olan ancak karizmaları bulunmayan birçok isim saymaktadır.  Diğer taraftan da karizması çok yüksek ancak etkinliği çok zayıf olan liderlerden söz etmektedir. Ayrıca, etkin ve gözde liderlerin hemen hiçbirinin karakter özelliği veya kişilik anlamında bir diğerine benzemediğini de ileri sürmektedir.

Karizma, tek başına liderlikte etkin olmanın güvencesi olmadığı gibi etkinliği engelleyen bir rol de oynayabilir. Karizma liderlerin esneklik göstermesini ve duruma göre farklı davranabilmesini engeller. Liderin mutlak doğruları bilen, hata yapmayan, yanılmayan bir insan olduğu algısı yaratmasına neden olur ve bu da liderin sonunu hazırlar. Tarihteki birçok lider bu tuzağa düşmüştür. Bazıları da başarısızlıkları ve yetersizlikleri kanıtlanacak kadar uzun yaşamadıkları için karizmalarını kurtarmışlardır.

Drucker, Yeni Gerçekler isimli kitabında da liderlerin bir kural olarak karizmaya dikkat etmelerini vurgulamakta, yüksek karizmanın kendi sonlarını getirebileceğine dikkat çekmektedir. Yirminci yüzyılda çok karizmatik olan liderlerin dünyaya (ve kendilerine) çok büyük zararlar verdiklerini ve buna karşın karizması hemen hiç olmayan birçok liderin de önemli yapıcı başarılar elde ettiklerini örnekleriyle anlatmaktadır.

Drucker’a göre, önemli olan karizma değil, liderin doğru yolda mı öncülük ettiği, yoksa yanlış yöne mi sürüklediğidir. Gerçekler, karizmatik liderin kontrol alanının dışındadır. Kendisi bunu fark ettiğinde paranoyaya kapılır. 20. yüzyılın büyük karizmatik liderleri kendilerine hükmedenin gerçeklik olduğunu anladıklarında dengelerini kaybedip akıl dışı eylemlere girişmiş ve hemen hepsi kendi sonlarını kendi elleriyle hazırlamışlardır.

Karizmanın sonu kendini bilmezliktir. İdeolojileriyle, vaatleriyle ve programlarıyla gerçeklere hükmedeceğini düşünen liderler hemen her zaman başarısız kalırken gösterişsiz, hareketsiz ve donuk olsalar da kendilerini taahhüt altına sokmayan, ortalığı karıştırmayan, bilgi ve beceri sahibi liderler çok daha başarılı sonuçlar almışlardır. Bu liderler, karizma yerine ileriye dönük hayal gücü, derin bir inanç, görev duygusu ve çok çalışma tutkusuyla öne çıkmışlardır. Gerçek liderler, 20. yüzyılda ahlaki bütünlük, ciddiyet, derin bir görev duygusu, kendisine en iyi aklı verebilecek olanlara danışma ve gönüllü olarak çok sıkı çalışma isteğiyle başarılı olmuşlardır.

Kaynak: İsmet Barutçugil, , Liderlik, Kariyer Yayınları, İstanbul, 2014

Reklamlar
Bu yazı Yönetim içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s